M.Nail KEÇİLİ “ Medya Meselesi ”

13

M.Nail KEÇİLİ CENAJANS YÖNETİM KURULU BAŞKANI

 

Yıl 1970, Türkiye’nin en büyük ve adını dünya listelerine yazdırmış CENAJANS kuruluyor. Başkan M .Nail Keçili gazeteleri ziyaret ederek ajansla medyanın direkt reklam alışverişi yapmasını sağlamak üzere önce Hürriyet’e gidiyor.

Reklam müdürü ünlü ağabeyimiz Tuncer Bicioğlu. Tuncer Bey, süratle Hürriyet prensiplerini anlatıyor. Önce gazete ilan tarifesi üzerinden reklamları alır, sadece ajanslara yüzde on beş komisyon verir, direkt reklam vermek isteyenlerin yayınlarını da ajanslar üzerinden geçmesini tavsiye ederler. İkincisi ajans yirmi bin TL’den aşağı olmamak üzere ödemeleri için gazeteye teminat mektubu verilir. İki genç adam el sıkışarak M. Nail Keçili Milliyet’e gider. Milliyet Gazetesinin o tarihte reklam müdürü Nurettin Demirkol idi. Önce kapıda öğlen elmasını yediği için Nail Keçili’yi bekletir, sonra kabulünde para peşin kırmızı meşin diyerek Keçili’yi yolcu ederdi. Üçüncü ziyaretini tercüman gazetesi sahibi Kemal Ilıcak’a yapardı. Kemal Bey, demokrat parti döneminden Keçili ailesini tanımaktadır. Samimi bir tavırda Keçili’ye ‘’Ajansın büyüyünceye kadar tercümana vereceğin reklamlar için altı aylık senetle ödeme yaparsın ancak Hürriyet ve Milliyet Gazeteleri ile yaptığımız anlaşma sebebiyle ilan tarifemizde indirim istemeyeceksin.’’ Bu anlaşmadan sonra Nail Keçili, ajansına döner ve bütün reklam ajanslarının ilanlarından komisyon alarak ilanları kendi üzerinden geçiren musevi uyruklu reklam ajansı ilancılığı atlayarak direkt çalışma imkanını sağlamanın keyfi içerisinde işe Bismillah der. O dönemlerde medya lider pozisyonunda Hürriyet, Milliyet, Tercüman bilahere katılan Günaydın ve Demokrat Parti’nin devamı Adalet Parti’sini destekleyen Son Havadis gazetesi reklam alan gazetelerdir. O dönemde 1968 yılında deneme yayınlarıyla hayatına başlamış TRT televizyonu henüz reklam almamaktaydı.

Bu kısa özet 1970’te başlayan benim medya serüvenimin başlangıcıdır. CENAJANS, öncelikle Tercüman Gazetesi’nin reklam ajansı hüviyetini kazanmış ve on yıl kadar bu gazeteye ve Kemal Ilıcak’ın müsaadesiyle rakibi Son Havadis Gazetesi’ne de hizmet vermiştir. Seneleri karıştırabilirim o yüzden yılları ifademi takribi söyleyeceğim. TRT televizyonu resmen yayına başlayıp reklam almaya başladığı süreden itibaren CENAJANS en iyi müşterilerinden biri olmuştur. Gazetelerin kampanyaları da o dönemde yoğun bir biçimde başlamış Hürriyet, Günaydın ve Tercüman gazeteleri günlük satışlarını birer milyon adede çıkarmışlardır. Bu arada Milliyet, beş yüz bin civarında satmaktadır ancak okunan gazetelerden biridir. Sahibi Ercüment Karacan’dır. Gazeteyi yöneten ise Abdi İpekçi’dir. Hürriyet Gazetesinin patronu Erol Simavi ve Günaydın Gazetesi’nin patronu Haldun Simavi ağabey kardeştirler. İkisi de üzerlerine toz kondurulmayacak şekilde gerçek gazetecilerdir. Ne Erol Simavi ne de Haldun Simavi ne de Kemal Ilıcak kendi gazetecilik işlerinin dışında başka iş yapmazlardı. Gazete sahibinin gazeteciliğin dışında başka iş yapması o zamanlarda son derece ayıp kabul edilirdi.

Bir gece eşimle birlikte kayınpederimin Arnavut Köydeki dairesini ziyaret ettik. ‘’Bizim apartmanın sahibi de oturmaya gelecek.’’ Dedi bana. Biraz sonra kahverengi takım elbiseli, kravatlı, ayağında terlikleri olan beyefendi hanımefendisiyle geldi. Tanıştık, Aydın Doğan Bey’miş. Otomotiv işiyle meşgulmüş. Sohbetimiz sırasında kendisinin Milliyet Gazetesi’nin yeni patronu olacağını söyledi. O zamanlarda değerli gazeteci Abdi İpekçi vurularak öldürülmüş, gazetenin sahibi Ercüment Karacan, babadan kalma gazetecisini satmaya karar vererek o dönemde Koç’un damadı olarak tanınan İnan Kıraç’ın destek ve arabuluculuğu ile Aydın Doğan’a satmıştı. Ben o tarihlerde ünlü ve büyük bir iletişim ustası olarak sektörde yerimi almıştım. O geceki tanışma beni ve Aydın Doğan’ı tanıştırmak için mi yapılmıştı bilemiyorum.

Milliyet’in birçok farklı işi olan patron sahibi olmuştu. İnan Kıraç’ın da o dönemde Vehbi Koç Bey, Koç Holding’in gazete işine bulaşmaması kararıyla İnan Kıraç’ın Milliyet’i yakın dostu ve yakın adamı olarak bileceğimiz Aydın Doğan’a aldırmıştı. O tarihte gerçek gazetecilik esasları her birey gazetecinin gerçekleri yazması haberlerin en ufak bir şekilde taraflı olmaması esastı. Hatta o dönemde Süleyman Demirel’i destekleyen son havadis bile beş yüz- altı yüz bin net satışları varmış. Ayrıca hiçbir şişirilmiş aslı olmayan haberi de yayınlamazdı.

Aydın Doğan, bu konuda kendisine tecrübe edinmek için başarıyla adamları tarafından bilgilendirilirdi. Ciddi eksiklikleri ciddi bir reklam ajanslarının olmamasıydı. O tarihlerde ben Tercüman Gazetesi’nin sahibi Kemal Ilıcak’ın hanımefendisinin çıkarttığı Bulvar Gazetesi’nin de tanıtımıyla meşgul olduktan sonra tasvip etmediğim gelişmeler sebebiyle Tercüman Gazetesi’ni bırakarak, Hürriyet Gazetesinin reklam ajansı olma görevini aldım.

İlk yaptığımız çalışmada gazetenin manşetindeki ve başlığındaki Hürriyet yazısının modernize edilmesi operasyonuydu. Böyle bir iş Türkiye’de ilk defa yapılacaktı. O tarihlerde İngiliz grafikerlerden yardım alarak projeyi uyguladık ve imparator Erol Simavi’nin büyük takdirlerini alarak Hürriyet’in tüm tanıtım işleriyle ilgili tek yetkilisi CENAJANS oldu. Hatta Taksim’de The Marmara otelinin bir katında ikamet eden Erol Bey, gündüzleri aradaki kapıdan CENAJANS binasına geçerek çalışmalarını bu binada yürütürdü. Hürriyetin genel müdürü Özcan Ertuna ile Erol Bey temaslarını bu binada yaparlardı. Rahmetli büyük gazeteci Çetin Emeç henüz sağ idi. Çetin Bey’e Erol Bey’in talimatla birçok önemli haberi yayınlattığını bilirim.

Bu sıralarda İzmir’den Yeni Asır Gazetesi’nin sahibi, İstanbul’da Sabah adında bir gazete çıkarmaya karar verir. Benimle temas eder ve gazetenin doğuş kampanyasını hazırlarız. İlk çıktığı gün yanılmıyorsam altı yüz bin satmıştı. Bana gazetenin patronu ‘’Ben bir milyon bekliyordum az sattık.’’ dedi. Sonra gün be gün gazete tiraj almaya başlayarak Hürriyet ve Günaydın seviyesine oturdu. Bu arada ne yazık ki Tercüman’ın da yerini aldı. Bir hususa değinmeden edemeyeceğim. Neredeyse 2000 yılına kadar gazetelerin, özellikle Hürriyet’in itibarı birçok gazete çıkmasına rağmen muhteşemdi. Bu sebeple herkes ona Amiral Gemisi derdi.

Benim bir görevim de zamanın muhteşem lideri Turgut Özal’ın tanıtım hizmetlerindeki baş danışmanıydı. Büyük işler yaptık. Turgut Bey, gazetelerde aleyhinde veya kendisini rahatsız eden bir haber çıktığında mutlaka o haberi yazan gazeteciyi veya onun muhabirini direkt telefonla arar ve bir daha böyle bir haber çıkmaması için mutlaka o kişiyi ikna ederdi. Ayrıca meydanın gücünün çok etkili ve başarılı olduğunu iyi bilir bu sebeple Asil Nadir denen o dönemin iş adamını Türkiye’de bir gazete sahibi olarak büyük bir iş sahibi olmasını arzu etmişti. Hürriyet Gazetesi bir manşetle Kıbrıs savaşına Türkiye’yi itmişti. Günaydın Gazetesi bir manşetle Süleyman Demirel hükumetini düşürmüştü. Böyle bir güçtü işte basın. Bugünkü yazılı basının hali tabi ki içler acısı.

Erdoğan Demirören’in yaşadığı son senelerde kendisiyle yıllara bali olan dostluğumuzu çok sıklaştırmıştık. Özellikle Aydın Doğan’ın sattığı ve gazetenin bir türlü sahibi olamadan koalisyon hükumeti tarafından batırılan Korkmaz Yiğit’ten sonra gazete, Erdoğan Demirören’e satıldı. Erdoğan ağabey, Hürriyet’in sabinin çok yakın dostuydu hatta galiba o dönemlerde bir gazeteye de hissedardı. Milliyet’in sahibi olduktan sonra Erol Simavi döneminden bildiği gerçek gazeteciği yapamamaktan son derece sıkıntılıydı fakat git gide sahip değiştiren gazetelerin iş adamları tarafından o veya bu şekilde satın alınması ve bu iş adamlarının haklı olarak gazetelerin kar da etmemeye başladıkları sebebiyle işlerini riske atmamak için neredeyse hepsi hükumeti destekler hale gelmeye başlamışlardı.

Hürriyet Gazetesi’nin Erol Simavi’nin elinden Aydın Doğan’a geçmesi son derece hazin bir hikayedir. Erol Bey’in en büyük arzularından biri oğlu Sedat’ın işin başına geçmesiydi. Oğlu Sedat bu işi gerçekleştirdi, gazetenin başına geçti fakat kendisinin tarih hocalığını yapan hukuk eğitimi görmüş Yaşar Eroğlu adında bir zatı Hürriyet’in genel müdürü olarak tayin etmesiyle her şey allak bullak oldu. Rekabetin çok arttığı bir dönemde Yaşar arkadaşımız Hürriyet’in ensesinde gazeteciliği öğrendi ve Sedat’ın, “Bu gazeteyi satalım paraları alalım” felsefesine katılarak Erol Simavi’yi gazetenin çok borcu olduğunu ve sıkıntıya girdiğini, satmanın tek kurtuluş yolu olacağına ikna ettiler. O dönemde benim o günkü pozisyonumla Hürriyet Gazetesi’ni satılan fiyata alma gücüm vardı ancak basiretim bağlandı.

Gazete, gerçekten yok pahasına Aydın Doğan’a satıldı. Bu konuda bir sürü şaia da oluştu. Ben Hürriyet Gazetesi ile çalışmaya Cağaloğlu’ndaki muhteşem ve tarihi binada başladım, İkitelli’deki binada çalışmama son verdim. O gün kısa bir süre içerisinde Erol Simavi’nin gazetedeki odası yok edilmişti ve her yıl Hürriyet tarafından yapılan ilmi yarışmanın adı değiştirilerek Aydın Doğan ismi gelmişti. Ben bugün Sözcü Gazetesi’nin dışında neredeyse bütün gazetelerinin patronlarının iş adamı olduklarını ve iş adamlarının gazeteden kar etmediklerini ve medya sahibi unvanından yararlanıldığını çok üzülerek seyrediyorum.
Bugün birçok insan tirajı maalesef çok düşmüş olan ve katiyen ticari rantabilitesi kalmamış olan yazılı basında iş sahipleri de hükumetin desteğine mazhar olmuş bir şekilde tabana doğru yürümektedirler. Diyorlar ki televizyona çıkması, internetin gelişmesi gazete satışlarını azalttı.

Bak arkadaşım sen ver gazeteyi bana gerçek gazetecilik yapayım, tirajı eski günlerin yarısına çıkartayım, kar eder hale getireyim, bedavaya reklam yayınlamayayım sonra sana teslim edeyim.

Bir gün Cem Uzan ile Ahmet Özal ya beni ziyarete geldiler veya beni davet ettiler tam olarak hatırlayamıyorum. Star TV’yi kurma hazırlıklarındaydılar. Televizyon önce Almanya’da yayın yapmaya başladı. O zamanki adı Magic Box idi. İlk yayını, CENAJANS’ın Taksim merkezindeki fotoğraf ve film stüdyosunda yaptık. Açılış planında da ortağımızın tesadüfen Türkiye’de olan patronu spikerlik yaptı. Böylece CENAJANS, Star TV’ın doğuşuna imza attı. Arkadan Cavit Çağlar’ın patronu olduğu, Nuri Çolakoğlu’nun yönetimindeki NTV’ye CENAJANS imza attı. ATV’nin tanıtımını da CENAJANS yaptı. Erol Aksoy’un patronajındaki Show TV için muhteşem bir gece programıyla CENAJANS imza attı ve Erol Aksoy’dan M. Nail Keçili’ye çok nazik bir teşekkür geldi. Bu televizyonlar daha sonra aralarına katılan Kanal D ile birlikte muhteşem bir rekabet içindeydiler. Her şey yayın kalitesi, kandititesi üzerine bina edilmişti. Reytingleri yüksek olmalarına rağmen gazetelerin tirajları gayet iyiydi. Hatta promosyon kampanyalarında bazı gazeteler bir milyonun üzerine de çıkıyorlardı.

Mesele şu, her şey özellikle hep üstünde durduğum ve öncelikle hükumete seslendiğim EĞİTİM, GÖRGÜ, TECRÜBE özelliği. Bunun olmadığı bir iktidarın da medya dünyasının da istenilen başarıyı elde etmesi mümkün değildir. Bugün Türkiye’de yeni ve usta kalemeler yetişmiyor. Eskiler kalabalık halinde işleri sadece hükumeti eleştirmek olan bir iki medyada, gazetelerde, televizyonlarda da buluşmuşlar. Aynı zamanda çoktan emeklilik dönemleri de gelmiş olmalı. Ancak bu kişilerin içinde mutlaka danışılabilecek ombudsmanlık yapılabilecek ağabeyler vardır. Onlar, itibarlı pozisyonlarda fazlasıyla su alan Amiral Gemisi’nde de, sadece kendilerine danışılsa eminim ki değerli fikirler vereceklerdir. Bugün Batı ülkelerinde ve Amerika’da baktığınız zaman çok özelliği olan bilge kişiler siyasette ve medyada görev almaktalar. İktidarımız çok büyük işler yapmıştır, çok büyük aşamalar kaydettirmiştir. Cumhurbaşkanımız çok güçlü bir liderdir ancak antrenörün çok iyi olması takım iyi olmadığı takdirde hiçbir işe yaramaz.

Aslında böyle bir yazıyı dağarcığımdaki bilgilerin sadece yüzde beşini kullanarak yazdım. Bir gün bir vesile doğar ve MEDYANIN SERÜVENİ adında bir dizi yazı yazarsam yukardaki ifadelerimin fevkinde dolu dolu bilgileri aktarma fırsatı bulurum. Medya meselesi çok uzun. Zar zor bu yazıya sıkıştırabildim.

Sevgiler, M. NAİL KEÇİLİ